Alışkanlık Değişimi Bir Anda Gelir, Sadece Zemini Yavaş Hazırlanır
- Ekrem Başarı

- 23 saat önce
- 4 dakikada okunur
Çoğu insan alışkanlık değişimini irade meselesi sanıyor. Sanki bir sabah daha kararlı uyanırsak, hayatımızın yönünü de aynı gün değiştirebilirmişiz gibi. Oysa pratikte değişim çoğu zaman böyle işlemiyor. Davranış, tekrar ister; tekrar, sürtünme ister; sürtünme de zaman ister. Yine de bazen bu yavaş kuralın istisnası olur. İnsan bir cümle okur, bir şey duyar, bir görüntüye denk gelir ve yıllardır taşıdığı bir inanç yerinden oynar. Davranışın kendisi değil, davranışı üreten anlam bir anda değişir.
Bence asıl mesele tam burada başlıyor: İnanç değişimi anlık gerçekleşebilir ama o anlık kıvılcımın zemini neredeyse hiçbir zaman anlık hazırlanmaz. O zemin, uzun süre boyunca alınan girdilerle, maruz kalınan fikirlerle, tekrar tekrar temas edilen düşüncelerle oluşur. Bir gecede değişmiş gibi görünen insanın arkasında çoğu zaman aylar, hatta yıllar boyunca biriken bir hazırlık vardır. Değişim görünürde ani, yapısal olarak yavaştır.
Bu yüzden “çok oku, fikirlerin gelişir” tavsiyesi tek başına doğru değil. Hatta bazen yanıltıcı. Çünkü daha çok okumak, daha farklı düşünmek anlamına gelmez. Çoğu zaman sadece aynı yankıyı kalınlaştırır. İnsanlar zaten inandıkları şeyi doğrulayan kaynaklarda daha uzun kalır, zaten bildikleri görüşü onaylayan başlıklara daha hızlı tıklar, zaten benimsedikleri dili konuşan yazarları daha kolay “kaliteli” bulur. Her sabah aynı haber sitesini açıp aynı kanaati biraz daha cilalamak da bir okuma alışkanlığıdır; ama dönüştürücü değildir. Sadece içimizdeki sesi hoparlöre bağlar.
Bu yüzden bazı kitaplar aylarca komodinin üzerinde açık kalır. Üç haftadır 34. sayfada duran, köşesi tırnak iziyle kıvrılmış bir kitap. İnsan onu bitiremez; çünkü bazen okumamak, henüz hazır olmadığımız bir fikri ertelemenin en zarif yoludur. Metin oradadır ama zihin henüz teslim olmamıştır. Benzer bir sahne mutfak masasında da yaşanır: ekranı heyecanla annesine çevirir çocuk, tam onu sarsan şeyi gösterecektir, ama annesi çayın şekerine bakıyordur. Bir fikir bazen kişiye deprem gibi gelir; yanındaki insan için yalnızca başka bir cümledir. Dönüşümü yaratan şey yalnızca bilginin kendisi değil, o bilginin düştüğü içsel zamanlamadır.
Ben bunu en çıplak haliyle beslenme konusunda gördüm. Yirmi beş yaşıma kadar sağlıksız yemek yedim. Çocukken seçici bir yiyiciydim; büyüdükçe bu seçicilik özgürlüğe dönüştü. Fast food, tatlılar, kızartmalar: Bana göre mesele basitti. Zayıftım, kendimi iyi hissediyordum, dişim çürümüyor, enerjim yerindeydi. O halde neden değişeyim? Sağlıklı beslenme benim gözümde ya estetik bir takıntıydı ya da ileride bir gün lazım olabilecek soyut bir disiplin. Yani davranışımı sürdüren şey tembellik değil, bir inançtı: Bunun bana gerçek bir maliyeti yok.
Sonra bir kitapta, ilk kez, yediğim şeylerin bedenimde ne yaptığını moleküler düzeyde okudum. Şekerin, yağın, işlenmiş gıdaların yalnızca “kötü” olduğunu değil; hangi mekanizmaları bozduğunu, hangi süreci hızlandırdığını, hangi riski büyüttüğünü gördüm. Bu, ahlaki bir nasihat değildi. Alternatif bir gerçeklik tarifiydi. Ve tam o noktada iştahım değil, anlam haritam değişti. Daha önce haz çağrıştıran yiyecekler bir anda nötrleşmedi; tehditkârlaştı. Aynı restoranın önünden geçen bendim ama içeri girmeyi düşünen kişi artık ben değildim. İnsan bazen bir alışkanlığı iradesiyle bırakmaz; onu mümkün kılan inancı kaybettiği için bırakır.
Fakat burada tehlikeli bir romantizm var. Böyle hikâyeler kulağa fazla temiz geliyor. Bir kitap okunur, bir gece yaşanır, ertesi sabah yeni hayat başlar. Gerçekte ise ani dönüşümlerin önemli bir kısmı kalıcı olmaz. İnsan sarsılır, etkilenir, birkaç hafta başka türlü yaşar, sonra eski çevre, eski tempo, eski dil yavaşça geri gelir. Çünkü tek bir kıvılcım, çevresinde tutuşacak malzeme yoksa söner. Anlık değişim nadir olduğu kadar kırılgandır da. Bu yüzden onu kutsallaştırmak yerine, hangi koşullarda kalıcılaştığını sormak gerekir.
Bence bu sorunun cevabı yine girdide yatıyor. Ama burada “daha çok içerik tüketmek” gibi yüzeysel bir öneriden söz etmiyorum. Mesele, kaliteli ve çeşitli girdiyi bir alışkanlığa dönüştürmek. Üstelik yalnızca hoşumuza giden, zekâmızı okşayan, mevcut benliğimizi teyit eden girdiyi değil; bizi hafifçe rahatsız eden, savunmaya geçiren, cümleyi bitirdiğimizde içimizde bir boşluk açan girdiyi. Gerçek inanç güncellemesi çoğu zaman konforlu metinlerden çıkmaz. İnsan asıl değişimi, “Ya haklıysa?” sorusunu sormak zorunda kaldığı yerde yaşar.
Günlük okuma, sandığımız gibi bilgi biriktirme disiplini olmayabilir. Daha derinde, kendimizi tek bir yankı odasına hapsetmeme pratiğidir. Eşinizin size uzattığı kulaklıkta duyduğunuz bir cümle, o gece yemekte aklınıza tekrar düşüyorsa; bir kitabın üçüncü sayfasında dünya bir anlığına yer değiştiriyorsa; raftan her zamanki cipsi alacakken eliniz geri çekiliyorsa, bunların hiçbiri sadece “öğrenme” değildir. Bunlar, anlam sisteminizde küçük çatlakların belirdiği anlardır. Ve o çatlaklar çoğu zaman ancak uzun süreli maruziyetin ardından açılır.
Belki de alışkanlıklar hakkında konuşurken yanlış yere bakıyoruz. Hep yaptıklarımıza odaklanıyoruz: erken kalkmak, spor yapmak, az yemek, telefona az bakmak, daha çok yazmak. Oysa insanı dönüştüren şey bazen yaptıkları değil, düzenli olarak içine ne aldığıdır. Hangi cümlelere tekrar tekrar maruz kaldığı, hangi dünyaları zihnine soktuğu, hangi fikirlerin dilini ödünç aldığıdır. Çünkü davranış çoğu zaman kararın değil, algının çocuğudur. Algı değiştiğinde bazı davranışlar zorlamasız değişir.
Bu yüzden anlık değişimi hedefleyemeyiz ama ona uygun koşulları hazırlayabiliriz. Kendimizi ikna etmeye çalışarak değil, kendimizi daha kaliteli fikirlere maruz bırakarak. Her gün biraz okuyarak, ama özellikle aynı sesin daha yüksek versiyonunu değil; farklı açıklamaları, güçlü karşı argümanları, iyi kurulmuş alternatif dünyaları okuyarak. Büyük dönüşümler çoğu zaman kapıyı çalmadan gelir. Fakat o kapının açılabilir halde olup olmadığı, gündelik zihinsel beslenmemize bağlıdır.
İnanç değişimi bazen bir anda olur. Ama o an, çoğu zaman tesadüfün değil, uzun süre ihmal edilmemiş bir hazırlığın ürünüdür. Kıvılcım anlıktır; odun yığını yavaş birikir.



Yorumlar