Nasihat Bilginin Değil Kaygının Dilidir.
- Ekrem Başarı

- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
“Bir çocuğa üçüncü kez aynı şeyi söylerken, çoğumuz artık çocuğa değil; kendi korkumuza konuşuruz.”
Ebeveyn çoğu zaman çocuğunun düşmanı olduğu için değil; çocuğunun hayatından kendini sorumlu hissettiği için sertleşir.
Danışmanlık seanslarında veliler sık sık şunu anlatır:
“Çocuğuma bir şeyi öğretmek istediğimde önce açıklamaya başlarım. Sonra tekrar ederim. Sonra sesim yükselir. En sonunda da kendimi çileden çıkmış bir halde; haklı ama etkisiz hissederek bitirdiğimi fark ederim.”
Ses yükseldiğinde çoğu zaman bilgi artmaz; sadece tehdit hissi artar. Çocuk artık cümlenin içeriğini değil, ilişkideki tehlikeyi dinlemeye başlar.
Çünkü bu neredeyse bir döngü:
Çocuk bir şeyi yapmaz.
Ebeveyn kaygılanır.
Ebeveyn nasihat eder.
Kısa süreli rahatlar: “En azından söyledim.”
Çocuk direnç gösterir.
Ebeveyn daha çok kaygılanır.
Nasihat artar.
Evet, çocuk bazen gerçekten ödevden kaçıyor olabilir. Evet, ekran süresi gerçekten fazla olabilir. Ve evet; ebeveynin kaygısı çoğu zaman “abartı” değil gerçektir.
Ama haklı olmak, duyulmakla aynı şey değildir.
Nasihat krizinin acı tarafı da burada başlar: Ebeveyn çoğu zaman doğru şeyi, yanlış kapıdan içeri sokmaya çalışır.
Bazı evlerde nasihat azalınca disiplin de azalacak sanılır. Oysa çoğu tam tersi olur. Cümlelerin yerini sistemler alınca çocuk daha az direnç gösterir. Çünkü artık karşısında onu yenen bir yetişkin değil, birlikte tasarlanmış bir düzen vardır.
James Clear’ın alışkanlık yaklaşımı: “Nasihat değil, sistem”
Bu yaklaşım basittir. İkna etmeye çalışmak yerine, doğru davranışı kolaylaştıran bir ortam kur.
Ebeveyn-çocuk diline çevirince:
“Kitap oku” demek yerine, evde herkesin bildiği bir okuma zamanı oluşturmak
“Telefonu bırak” demek yerine, birlikte uyulan ortak ekran kuralı koymak
“Ders çalış” demek yerine, başlamayı kolaylaştıran bir başlama ritüeli tasarlamak
“Sorumlu ol” demek yerine, herkesin gördüğü görünür bir görev sistemi kurmak.
Brené Brown’un utanç yaklaşımı: “Utanç değişim üretmez, saklanma üretir”
Nasihat çoğu zaman “davranış” diye başlar; ama çocuğun içinde gidip kimliğe çarpar. Çocuk, “şunu yap”ı değil, “sen böylesin”i duymaya başlar.
Ross Greene’in yaklaşımı ise başka bir yerden bakar:
Çocuklar çoğu zaman “istemediği” için değil, henüz gerekli beceriler oturmadığı için zorlanır. Bazen mesele inat değil; başlayamamak, sürdürememek, toparlayamamak, işi küçük parçalara bölememektir.
Bu yüzden “Ders çalış” demek yerine şunu sormak daha işe yarar:
“Başlamakta mı zorlanıyor; yoksa sürdürmekte mi? Ne yapacağını bilmekte mi?”
Faber & Mazlish tarzı: “Duyguyu kabul et, sınırı koru”
Çocuğun duygusunu kabul etmek, davranışa “tamam” demek değildir.
Örneğin şöyle:
“Ders çalışmak istememeni anlıyorum. Yine de bugün 20 dakika çalışman gerekiyor.”
Bu cümle yumuşaktır; ama sınırsız değildir. “Nasihat kötü” derken, “o zaman hiç sınır koymayalım” gibi anlaşılmamalı.
Çocuklar sınırsız özgürlükten değil, saygılı sınırdan güç alır.
Ve bir sınırı saygıyla koymak, çocuğun o sınırı seveceği anlamına gelmez. İyi ebeveynlik; çocuğun hiç direnmemesi değil, direnç varken bile ilişkinin güvenli kalabilmesidir.
Belki de mesele, daha “doğru” cümleleri bulmak değil; o cümleleri kurmadan önce kendi korkumuzu fark etmektir.
Daha az tekrar, daha çok yapı
Daha az etiket, daha çok gözlem
Daha az “sen hep”, daha çok “şu anda”
Daha az kontrol, daha çok birlikte tasarım
Daha az vaaz, daha çok model.
Nasihat, çoğu zaman sevginin kılığına girmiş kaygıdır.
Haklı olmak, duyulmakla aynı şey değildir.
Çocuk bazen nasihatin içeriğine değil; altında hissettiği güvensizliğe direniyor olabilir.
Çocuk bazen direniyor gibi görünür; ama altında çok insani, çok “gelişimsel” nedenler vardır: yorgundur, henüz gerekli beceri oturmamıştır, görevi gözünde büyütüyordur, utanç yaşıyordur, dikkatini düzenleyemiyordur, ebeveynle bir güç savaşına sıkışmıştır, ya da o değeri henüz içselleştirmemiştir.
Oysa çocuk gelişiminde mesele sadece özgürlük değil; beceri, düzenleme, ilişki ve yapıdır.
Belki de iyi ebeveynlik, her doğruyu hemen söylemek değil; hangi doğrunun hangi anda duyulabileceğini sezebilmektir.
Çocuklar bazen elimizden tutularak değil, biraz önden yürümelerine izin verildiğinde yürümeyi öğrenir. Biz arkada kalırız; yollarını kaybettiklerinde her zaman dönebilecekleri bir ışık gibi.

Ekrem BAŞARI
Eğitim DANIŞMANI
Matematik KULÜBÜ



Yorumlar