Çocukluk Döneminde Çalışmaya Başlama Eşiği
- Ekrem Başarı

- 1 gün önce
- 4 dakikada okunur
15 dakikalık bir ödev neden bazen 1 saatlik akşam krizine dönüşür?
Yemek bitmiş, masa toplanmış, çanta açılmış. Matematik ödevi aslında uzun değil; öğretmenin verdiği birkaç soru, belki bir sayfa test.
Ama önce tuvalet geliyor. Sonra “su içeceğim.” Sonra kalem açılıyor, ucu kırılıyor, yeniden açılıyor. Silgi kayboluyor. Defter yanlış çantadan çıkıyor. Siz üçüncü kez “hadi artık” dediğinizde çocuk çoktan gerilmiş, siz çoktan yorulmuş oluyorsunuz.
Ve 15 dakikalık ödev, evin akşam gündemine dönüşüyor.
Tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz. Türkiye’de birçok evde akşam saatlerinde benzer cümleler dolaşır:
“Kafası çalışıyor, istese yapar biliyorum. Ama masaya oturtmak tam bir mesele.”“Tablette, oyunda saatlerce durabiliyor; derse gelince iki dakika odaklanamıyor.”“Yanından kalksam defteri kapatıyor. Sürekli ‘sen de yanımda otur’ diyor.”
Ve arkada, çoğu ebeveynin içinden geçen: “Ben mi yanlış yapıyorum? Çocuğum tembel mi? Yanında oturmazsam hiç başlamıyor! Destek mi oluyorum, bağımlı mı yapıyorum?”Bu yazı tam da bu durum için.
“Tembel” değil; nereden başlayacağını kuramıyor olabilir
Potansiyelini bildiğimiz bir çocuğun masaya oturmakta zorlanmasını en kolay “tembellik”, “inat” ya da “sorumsuzluk” diye etiketleriz. Oysa çoğu zaman mesele çocuğun karakterinde de, sizin ebeveynliğinizde de değildir.
Çocuğunuz matematikten kaçmıyor olabilir; matematiğe başlamadan önceki eşiği aşmakta zorlanıyor olabilir.
Yani sorun her zaman çarpım tablosu, kesirler, problemler ya da yeni nesil sorular değildir. Bazen en zor kısım şudur: kitabı açmak, doğru sayfayı bulmak, kalemi eline almak ve ilk soruya bakmak.
Çocuk koca bir dağa değil, dağın ilk basamağına takılıyordur.
Kısaca:
Çocuğunuzun sorunu matematik çalışmak değil; matematiğe başlamadan önce aşması gereken küçük ama biriktikçe büyüyen engeller olabilir.
Neden başlayamıyor?
Bu “başlama eşiği” bir bahane değildir. Arkasında oldukça anlaşılır bir mantık vardır.
1. En zor kısım ilk harekettir. Kimyada bir tepkimenin başlaması için gereken ilk enerjiye “aktivasyon enerjisi” denir. Başladıktan sonra süreç çoğu zaman daha kolay akar. Ders çalışmak da böyledir: bazen en zor an soruyu çözmek değil, masaya oturup ilk soruya bakmaktır. Yürüyüşe çıkmanın en zor kısmı da çoğu zaman yürümek değil, ayakkabıyı giyip kapıdan çıkmaktır.
2. Başlama becerisi hâlâ gelişmektedir. Çocuğun “ne yapacağım, nereden başlayacağım, önce hangisini çözeceğim, dikkatimi nasıl koruyacağım?” gibi soruları yönetmesini sağlayan zihinsel beceriler henüz gelişim sürecindedir. İlkokul ve ortaokul çağındaki bir çocuktan, tüm dikkat dağıtıcılara rağmen her akşam kendi kendine sorunsuz başlamasını beklemek gerçekçi değildir. Bu bir karakter kusuru değil, gelişim meselesidir.
3. Fazla seçenek zihni kilitler. Masada aynı anda ders kitabı, soru bankası, fasikül, defter, deneme ve renkli kalemler duruyorsa çocuğun zihni daha başlamadan yorulabilir. “Hangisinden başlayacağım?” sorusu bile bazen çocuğu durdurmaya yeter. Üstüne bir de “hadi çabuk ol” baskısı eklenirse, matematiğe ayıracağı enerji daha ilk soruya gelmeden tükenir.
Bir de Türkiye’de evlerde çok sık gördüğümüz dördüncü bir sürtünme var:
Geçiş sürtünmesi. Çocuk çoğu zaman matematiğe değil, rahat ve yüksek uyarımlı bir şeyden; oyun, video, tablet, telefon, serbest zaman daha düşük uyarımlı bir şeye geçmeye direniyor olabilir. Beyin bu geçişi ani fren gibi yaşar. “Ekranda saatlerce duruyor ama derse gelince...” cümlesi çoğu zaman matematik sevgisizliğini değil, bu geçiş sarsıntısını anlatır. Bu yüzden iyi bir başlangıç ritüeli sadece masayı değil, geçişi de yumuşatmalıdır.
Ne yapmalı? Sürtünmesiz başlangıç ritüeli
İyi haber şu: başlama eşiği sabit değildir. Onu düşürebilirsiniz.
Bunun için masayı kusursuz hale getirmeniz gerekmez. Çocuğun başlamasına yetecek kadar sade, net ve güvenli bir ortam kurmanız yeterlidir.
Ders öncesinde 2 dakikalık küçük bir ritüel çoğu evde büyük fark yaratır:
Masada sadece tek materyal olsun. O an çözülecek tek kitap, tek fasikül ya da tek test açık kalsın. Diğerleri görüş alanından çıksın.
Kalem ve silgi hazır olsun. Kalem açık, silgi masada, gerekli defter yanında olsun. “Silgimi bulamıyorum” bahanesiyle kalkma ihtimali azalsın.
Hedef çok küçük olsun. “Bütün ödevi bitir” yerine “ilk iki soruyu yapalım” ya da “10 dakika çalışalım” deyin. Başlangıç hedefi ne kadar küçükse, direnç o kadar azalır.
İlk cümle sakin olsun. En çok burası atlanır. Masayı hazırlayıp ilk cümlede “hadi artık, yine mi aynı şey” derseniz sistem çöker. Başlangıç sadece fiziksel değil, duygusal bir geçiştir.
2 Dakikalık Başlangıç Kontrol Listesi
[ ] Masada sadece o anki tek materyal açık
[ ] Kalem açık, silgi hazır
[ ] İlk hedef küçük: iki soru / 10 dakika / tek sayfa
[ ] Ekranla ders arasında kısa bir geçiş molası var
[ ] Telefon, tablet ve oyuncaklar masadan uzakta
[ ] İlk cümlem sakin, net ve kısa
“Peki bu onu bana bağımlı yapmaz mı?”
Bu noktada birçok ebeveyn haklı olarak duraksar:
“Her şeyi ben hazırlarsam çocuk ne zaman kendi sorumluluğunu alacak? Kalemi ben koyarsam, hedefi ben küçültürsem bu helikopter ebeveynlik olmaz mı?”
Cevap: hayır, eğer doğru amaçla yapıyorsanız.
Bu çocuğun yerine ödev yapmak değildir. Bu, çocuğun başlayabilmesi için geçici bir iskele kurmaktır. İnşaat iskelesi gibi düşünün: bina kendi ağırlığını taşıyacak hale gelene kadar destek olur; sonra yavaş yavaş sökülür.
Buradaki önemli ayrım şudur:
Amacımız zorluğu ortadan kaldırmak değil; doğru zorluğu doğru yere taşımaktır.
Çocuğun matematik sorusunda zorlanması verimli bir zorlanmadır. Düşünür, dener, hata yapar, tekrar kurar. Ama kalem ararken, beş kitap arasında karar vermeye çalışırken ya da nereden başlayacağını bilemezken zorlanması verimsiz bir sürtünmedir. Sadece enerjisini tüketir.
Sürtünmesiz başlangıç, çocuğun enerjisini asıl öğrenme alanına saklar: matematiğin kendisine.
Desteği yavaşça geri çekmek: 3 aşamalı devretme planını daha sonra ayrı bir blog yazısı olarak paylaşacağım.

Çocuğun önüne devasa bir müfredat yığını koymak yerine, o gün başlaması gereken küçük ve doğru matematik adımını koyar. Seçenek fazlalığını azaltır, başlama eşiğini düşürür; ama matematiğin içindeki verimli zorlanmayı korur.
Böylece ebeveyn “sürekli hadi diyen kişi” olmaktan çıkıp süreci izleyen, destekleyen ve gerektiğinde yön veren bir koça dönüşür.
Çünkü çocuğunuzun başlayamaması çoğu zaman motivasyon eksikliği değildir. Bazen sadece başlamadan önce aşması gereken görünmez engeller fazladır. Ebeveynin görevi bu engelleri sonsuza kadar çocuğun yerine temizlemek değil; önce başlangıcı kolaylaştıran bir sistem kurmak, sonra bu sistemi adım adım çocuğa devretmektir.



Yorumlar